21 Eylül 2010 Salı

yazısız şeyler..

bu topraklarda asırlardır da 
türkülerimizin sesi yankılanır..

15 Eylül 2010 Çarşamba

kaybedecek bir şeyim yok, diyemiyorum..
..varlığın, işte böyle bir işkence!
(a.y)

14 Eylül 2010 Salı

TRT Radyo1'e konuktum..

TRT Radyo 1'de yayımlanan kültür sanat programı "Renkli Anlar"ın canlı yayın programına konuk oldum.. Program yapımcısı Serpil Erim ve sunucu Tülin Öztürk Ekici ile stüdyoda... (13 Eylül 2010 pazartesi)

9 Eylül 2010 Perşembe

iyi bayramlar..

bizlere "tövbe" dayatan zihniyeti her alt edişimiz de..
..ayrı bir bayram sevincimiz olsun!
insanların büyük bir çoğunluğu..
.."inandığım" dediği, fakat aslında
"aldandığı" şeylerin uykusundalar!
(a.y)

7 Eylül 2010 Salı

açık olmaya müsait zihinlere konuşmalar..

evlat dedi ki:
"üstat! tövbe deyince geçer mi her şey!"
üstat dedi ki:
"evlat! açamazsın kanatlarını, yakalanmışsan bu cellatlar sürüsüne!"

(a.y.)
boşuna ağıtlardır yakılan..
..kilitsiz vedaların ardından!
(a.y)


4 Eylül 2010 Cumartesi

ben toprağın eski kokusuyum sevgilim.. 
..sen ise ömrümün gökyüzüne taze bakışı!
(a.y)


3 Eylül 2010 Cuma

yazısız şeyler../ referandum karikatürleri...

yazısız şeyler../ referandum karikatürleri...

yazısız şeyler../ referandum karikatürleri...

yazısız şeyler..

yazılmamış öykülerimden kısa alıntılar..


BEBEK
....
Kadın bir “Mikroenjeksiyon Merkezi”nde doktor, adam ise ultrason cihazları satış temsilcisiydi…

Genç kadın, o akşam büyük bir heyecanla geçti bilgisayarının başına.

Mesleki forum sitesinden tanıştığı adamla “messenger”da sohbet edecekti ilk kez.

Daha yakından tanımaya başladılar birbirlerini. 

Her ikisi de boşanmışlardı.
Kadın hiç çocuğu olmadığını, adam da bir çocukları olduğunu ama kaybettiklerini söyledi. Her ikisi de sorduklarına pişman oldular ve çok üzüldüler.

Birkaç dakika karşılıklı bir suskunluktan sonra kadın merakını yenemeyerek, adamdan ölen çocuğunun bir fotoğrafı olup olmadığını ve sakıncası yoksa kendisine gönderip gönderemeyeceğini sordu.

Adam kısa sürede bir dosya yolladı ona yanıt olarak.

Kadın dosyayı açtı.

Ultrasonda çekilmiş dört haftalık bir embriyo resmiyle karşılaştı.

Birden bebek çığlıkları yayıldı evrene... 

...
aziz yavuzdoğan (23.11.2007, istanbul)

merak et ve yaşa..
..tecrübe, kaybetmek değildir!
(a.y)

2 Eylül 2010 Perşembe

YEDİ VADİ ÜZERİNDEN 
anka kuşu uykusunda
havalandık
her defasında
göz kırpmalık
iki kanat arası...

hayatı çağırdık
ölümü uğurladık
kısacası...

daha ayetler inmezden önce
yükselmişti insanın duası! 


aziz yavuzdoğan (19.7.2007, istanbul)
parmağına iğne batsın ister mi insan?..
..ama batar bir şekilde. kıçına bile girer bazı şeyler!
(a.y)

1 Eylül 2010 Çarşamba


YÜZLEŞME
ve sonra
yaptığından
çok utandı...

çünkü o
ağacı çıplak bırakan
bir rüzgardı...

aziz yavuzdoğan (28.6.2007, istanbul)
ağır yükünden kurtulmak istiyorsan "kötü" olacaksın.. yük dediğin nedir ki!? bir hamalın göz çukurunda ters döner insanlığın.. uzak; ulaşılmaz bir mesafe değil.. düşünme de zaten, yanıbaşındayken sağdığın-sağıldığın.. iki yana da çıkar bu sapsız bıçak.. "ortası yok"a inanma.. ortalığı "iyilik" götürür, sorarsan.. yok canım, bok dediğim yok! ağacın kabuğunda, dilimiz yara...
(a.y.)

açık olmaya müsait zihinlere konuşmalar..


evlat dedi ki:
"üstat! içimden 'hayır' demek gelmiyor!"
üstat dedi ki:
"evlat! o vakit işine geldiği gibi davran!"

(a.y.)


her ne yaşamışsak, haketmişizdir.
dağa tırmanıştaki huzurdur
haketmek...
başarı dediğimiz ise, tepeden inme bir yorgunluk!

hayatın içerisinde bir yerlerde..
.. var olacağız hep!
(a.y.)

yazılmamış öykülerimden kısa alıntılar..

SERT TEKME


Çocuk parkındaydı…
Soluklanmak için oturdu biraz. Ayakları şişmişti bütün gün sokaklarda iş aramaktan.


Ayakları… 

Az ötede top oynayan çocukları da görünce, geçmişi canlandı birden gözünde.

“Sert Tekme” derlerdi ona mahallede. Öyle sert şutlar atardı ki; kırılan sokak lambaları ve komşu evlerin camları yüzünden başı az belaya girmemişti. Zaman ne de çabuk geçmişti.


Kalktı yerinden, simitçiden bir simit alıp yola çıktı. Yürürken yerde bir kola kutusu gördü. Günün sıkıntısıyla biraz da, sinirine hakim olamayıp sert bir tekme savurdu.

O an, cam şangırtısıyla birlikte, “zınk!” diye duran belediye otobüsünün fren sesi duyuldu.


Bütün şehir linç etmek için üstüne yürüyordu sanki…

---
aziz yavuzdoğan (7.11.2007, istanbul)

açık olmaya müsait zihinlere konuşmalar..

evlat dedi ki:
"üstat! nefes almak istiyorum ama o kadar param yok!"
üstat dedi ki:
"evlat! nefesini boşa harcama!"

(a.y.)
DERKENAR 

gözlerinin rengi bir yağmura yakalanmış gün
güneş bile ıslak, yalan değil..

kirpiklerinin altına sığındım bak
en güvendiğim saçaktır ki, kimse bilmez !
 


aziz yavuzdoğan (2010 haziran, istanbul)
SON PERDE

deri değiştirmeliyim artık,
gözle gönül arası..
..berzahtan kurtulmaktır,
bunun bütün manası...
 


aziz yavuzdoğan (2010 mayıs, istanbul)
K(G)ÖRDÜĞÜM

bir elmanın
iki ayrı kurduyuz.

elmayı değil de,
birbirimizi yer dururuz.

ayrılıp giden aşktır sevişmenin kucağından
delik pabucuyla.

yanağı güneşe küsmüş
kırmızı haylaz kurt bahane... 


aziz yavuzdoğan (2010 mayıs, istanbul)
..VE

ve bir yer var biliyorum
zaman yok ve ölüm yok
ve ikimiz...

yaşadığımız "iz"lerin peşinde
hep var olacağız
yeniden ve yeniden
kavuşarak "aşk"a…

ve her defasında hiç ayrılmadan!



aziz yavuzdoğan (6.3.2010, istanbul)
"NU"

mevsim kış diyorlarsa da 
iklim bahar...

erik ağacında tomurcuk bir masal gibisin
kokluyorum işte beyaz çiçeklerini tam şuramda
koparmadan...

eskiyen kıyılarıma doğru kanat çırpan
küçük bir güvercin telaşı taşıyordu uzaktan nefesin
kavuştun bak şimdi
korkarak geldiğin
bir arpa boyu
yoldan...

bin türlü yalana rivayet bu dünyada
yeryüzünün şahidi olsun tahtında gökyüzü ki;
bilincimin hemen altında
bastırılmış
tek gerçeksin
şimdi...

ah! gözüm dalıyor içine
zümrüt; içime çektiğim derin bakışlarında
tarih kendini sıfırlar
seninle...

kaf dağını aşacak belli ki bu aşk
erişilmez olan sensin... 

aziz yavuzdoğan (9.2.2010, istanbul)